Oyun inceleme-Tanıtım - Blogcu


Alone in the Dark V

1/5/2008 · Kategori: Previews A-Z

Alone in the Dark V

Genre: Survival-Horror
Plattformen: PC, XBOX360, PS3

Çok sık çıldırmıyor. Gerçekten. Ama çıldırdığı zaman doğru düzgün çıldırıyor. “Bitmek tükenmek bilmeyen Alone in the Dark konuşmalarını artık dinlemek istemiyorum!” veya “Değişen iş teslim tarihinden şikayet etmeyi kes artık” yanımda oturan değerli iş arkadaşımın zaman zaman kullandığı iki ifade. Önümdeki masada oturan stajyer (gözlerim daima onun üzerinde) benim “Alone in the Dark” tavrıma yanıt vermiyor. Ama bildiği bir şey var, Yüklemeler sayfasına mümkün olan en kısa sürede Alone in the Dark’tan yeni bir fragman eklemezse, patronu sinirlenecek.

 

Baş kahramanı Edward Carnby olan en son oyunda benimle mücadele edecek görünürde kimse olmadığından, en yakındakini elime aldım. Klavyem. Şimdi – beyinsiz bir şempanze gibi klavyemle Alone in the Dark hakkında konuştuğum hissine kapılırsanız, yanılırsınız. İnceleme yazısı editörü bir oyunu çok fazla beklediğinde ve heyecan verici oyunla ilgili ciddi hiper aktivitesini paylaşacak biri olmadığında, ortaya çıkan şey karşınızda dijital halde duruyor.

 


Uwe Bolls’un Alone in the Dark filminin ardından die-hard fanatiklerinin bile franchise'ın düşüşü tahmin ettiği yeterince doğru. Ancak eski güzel Uwe’nin Postal’a geçmesiyle (işe yaramaz bir direktör olarak orada yanlış yapamazsınız, bu tamamen siyasi olarak yanlış komediyi gören herkes bilir) ATARI yayıncılarının kanatları altında Eden Studios, Alone in the Dark V için karar verdi. Near Death Investigation alt başlığıyla geliştiriciler, Alon in the Dark’ın ilk serisinden bilinen ana karakterlerin sıkça ölümünü bağlamadığı gibi, serinin sonunu da bağlamıyor. Daha ziyade ikinci başlık, seriyi her oyunun temel özelliğine bağlıyor: burada türden bahsediyoruz. Eden Studios, Alone in the Dark’ın 1992 yılında “hayatta kalma korkusu” adı verilen tam bir alt tür oluşturduğunu biliyor. Ancak bu, tüyleri diken diken eden temel karakterleri unutmadan Alone in the Dark V ile yeni bir yöne gitmeyi engellememiş. Evet yenilikçilik diye buna denir.

 

Genç, dinamik, hoş (zavallı ruh için olumlu herhangi bir sıfat kullanabilirsiniz) James Sunderland’in Silent Hill 2’de kaba güç kullanarak saati açmak istemediği aptal saat gizemini hatırlıyor musunuz? Ahşa saati açmak için öncelikle yerde anahtar araması gerekiyordu. Tüm dünyadaki siyasetçilerin bilgisayar ve video oyunlarının tüketicilerin davranışlarında önemli etkisi olduğunu iddia ettikleri bir çağda, şiddet olmaması o kadar da kötü değil, değil mi? Aslında her zaman abartı yapılabilir. Alone in the Dark V sonunda (benim!) oyuncunun rüyalarını gerçekleştiriyor. Kesinlikle, X kapısının anahtarı zindanın derinliklerinde bir yerde olabilir ancak kapıyı devirmek veya ateşe vermek varken niye anahtarı aramakla zaman kaybedeyim ki? Çelik kapı mı? Şimdiye kadar lineer seviye tasarımı için kullanılan element geniş görünüyor. Görsel olarak dikkat çekici yer tutucular olarak, “görünmez” duvarlardan daha sık kullanılmaya başladılar ve bu tür dokular sinir kaynağı haline geldi - “BİR ŞEKİLDE İÇERİ GİRMELİYİM”. Durum Alone in the Dark V’te farklı. Sadece tüm kapılar kırılabilir olmakla kalmıyor aynı zamanda Eden Studios’un Alone in the Dark V’e dahil ettiği “Gerçek Dünya Kuralları” yaratıcı oyuncuları, yıkıcı eğilimlerine tamamen dizginleri vermesine imkan tanıyor (insanlardaki, hatta oyunculardaki kötülüğü varsayıyoruz). Öncelikle kapı biraz ateşe verilir ve sert bir nesneyle (ironik olarak bir yangın söndürücü veya demir parçasıyla) birkaç vuruştan sonra tereyağı yumuşaklığındaki kapı yere inecektir. Evet gerçekten eğlenceli.

 

Sadece bu nokta bile Alone in the Dark’ı dört gözle beklememe yetiyor, ofisteki arkadaşımın protestolarına rağmen, Alone in the Dark’taki her şeyi yere göre sığdıramıyorum. Ancak çok daha fazlası var. Oyun, yenilikçi, detaylarla dolu envanterle 30 kombine edilebilir nesne sunuyor. Özensiz bir menü yerine, Edward Carnby kılavuzlu eden koçuna envanterini sunmak için ceketinin ceplerine bakıyor. Burada her çeşit nesne bulunuyor. Oyuncu olarak bunlarla ne yapacağınız size kalmış. Şu durumu düşünün: karanlık bir odaya girdiniz. Ceketinizin cebinde katlanabilir bir ışıklı çubuk ve bir parça yapışkan bant buldunuz. Bunları birleştirerek, herhangi bir yere yerleştirebileceğiniz güzel bir tavan lambası elde edebilirsiniz. Harika değil mi? Bir şişe, bir parça benzin ve revolver mermisiyle parça tesirli bir el bombası (daha öldürücü etkili) oluşturun. Evet elbette aklınıza gelirse. Alone in the Dark düşünülebilir tüm olasılıkları oyuncuya bırakmak istiyor.

 

Ancak bazılarınız bu kadar yenilikçilik yeter diye düşünebilir. Evet böyle denebilir. Ama henüz kontrollerden bahsetmedik. Edward karakterini gamepad’dan analog çubukla (veya fare ve klavyeyle) kontrol ediyorsunuz. Ama asıl ilginç olan şu. Tipi ne olursa olsun silahlar, sol analog çubukla kullanılıyor. Bunu hafif ileri hareket ettirdiğinizde Edward, sopayı göğsünün önünde tutana kadar silahını istenen yönde yavaşça hareket ettiriyor. Silahın yanan bir ateş üzerinde tutulan bir tahta tabure olduğunu varsayalım – belki de daha önce bahsettiğimiz yakılmış kapının ateşi. Carnby tabureyi ateş üzerinde tutarsa, bu animasyonlu alevlere dönüşecektir. Bunu bir meşale veya kalın sopa olarak kullanabilirsiniz – tercih sizin.
MS
 
 
Conclusion
Zor sabrediyorum. GTA IV veya Haze gibi oyunlar bile kapıda, hemen yakınımda dururken, Alone in the Dark V’e kadar bunlar sadece duraklar. Merkezi alanın New York’un Central Park’ı olması dışında hikayeyle ilgili bilinen başka bir şey yok, söylenecek de fazla bir şey yok. GC 2007’de vaat edilen şekilde tüm unsurlar oyuna dahil edilirse ve gerçek zamanlı olarak sunulursa, bu oyunca pek yanlış olmaz.
Infobox
Developer Eden Studios Number of Players 1
Publisher ATARI Recommended Age 18+
Genre Survival-Horror http://www.centraldrak.com/

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Lost Planet

9/3/2008 · Kategori: Reviews A-Z

Lost Planet

Buz ve kar, kamyonun arkasında siper almaya çalışan adamın kar maskesi ardında saklanmış olan yüzüne çarparak, dövüyor. Başının üzerinden dolu yağa gibi makineli tüfek mermileri geçiyor. Bir an için sessizlik hakim oluyor, daha sonra ortalık aniden adeta düşen bir yükün gürültüsü ile sarsılıyor ve biraz önce adama siper olan kamyon bir duman ve ateş bulutuna dönüşüyor. Son James Bond filminin başlangıcına benzeyen bu sahne, aslında “Lost Planet - Extreme Condition” oyununun tipik bir sahnesi. XBOX 360 tarafından 10 Ocak 2007 tarihinde çıkarılan bu oyun artık PC için de var.

Buzul Gezegeninde Hafıza Kaybı


Lost Planet’in hikayesi oldukça basit kısaca bir iki kelimeyle özetlenebilir. İnsanlık E.D.N. III gezegenini keşfeder, buraya göç ederler ve kolonileşme başlar. Ancak, belalı uzaylıları hiç hesaba katmazlar. Akrid, E.D.N. III kolonicilerini izlemeyi başarır, yani insanlar Akrid’in termal enerjisinin farkına varana dek. Bu enerji gezegene yerleşenlerin gezegeni buzul koşullarında hayatta kalmasına olanak sağlamaktadır. Akrid’e savaş açmaya karar verirler ve yapılan savaşlardan birinde kahramanın babası gizemli bir şekilde öldürülür. Kazanın ardından, Wayne sadece Green Eye adındaki bir yabancının bu ölümden sorumlu olduğunu hatırlamaktadır. Daha sonra Genç Wayne babasının öcünü almak için yemin eder.

İnternet üzerinden de oynanabilir (mi acaba)

Capcom tarafından dağıtılan (videocunuzdan satın alabileceğiniz) normal sürümün yanı sıra, Lost Planet’e, Valve’nin dağıtım ağı STEAM üzerinden de ulaşılabilir. Bunun artısı, buradan STEAM hesabınızı kullanarak oyunu herhangi bir bilgisayara indirip kurabilirsiniz. Bunun eksisi ise, eğer bir STEAM hesabınız yoksa veya hesap almak istemiyorsanız ve/veya yüksek hızda internet erişiminiz yoksa, PC’nizden Lost Planet’e erişim imkansız olacaktır.

Çevrimiçi aktivasyon (Half-Life 2 piyasaya çıktığında olduğu gibi) bu sefer bir problem yaratmadı. Kurulumun hemen ardından bir yama indiriliyor (hard diskinizin 7.5 GB’ını yer). Bu yaklaşık bir saat sürüyor, donmuş gezegendeki maceranıza ancak bundan sonra başlayabilirsiniz.

Ama ambalajın üzerinde PC DVD yazıyordu…

Bir PC oyuncusu olarak, oyunları oyun kaydetme ve güzel oyun navigasyonları olmadan PC’ye bağlama, fikrine artık alışmış olmalısınız. Ancak Capcom’un Lost Planet’te kısıtladığı özellikler, tahammül sınırlarını aşıyor.

Ambalaj üzerinde yazan sistem gereksinimleri oyunun bir XBOX 360 konsolunda dahi oynanabileceğini iddia ediyor. Bir PC oyuncusu bir oyunu asla video oyun konsolunda oynamak için satın almaz, özellikle de bu oyun bir shooter oyunu ise. XBOX konsolunda oynama tavsiyesini bu yüzden bir kenara bırakıyoruz. O kadar da kötü değilmiş. Gerçekten canınızı sıkacak olan ise, komutlar mouse ve klavye için ayarlansa bile, oyunun örneğin yeni bir VS (Vital Suit- mekaniği) tuşuna geçmek istediğinizde ekranda hala, XBOX 360 konsolu üzerinden nasıl kumanda edilebileceğinizi anlatan bir pause menüsü göstermesi. PC komutları tümüyle devre dışı kalıyor. Ayrıca ana menü üzerinden mouse hassaslığını ayarlamak imkansız. Birileri bu konsol dönüşümünü tamamen çorbaya çevirmiş.

Oyunu oynarken


Lost Planet basit, düz bir üçüncü kişi shooter oyunu. Yapay zeka rakibiniz en az XBOX 360 sürümünde olduğu kadar beyinsiz, ancak PC sürümünde, mouse ve klavye kontrolleri sayesinde biraz daha uzun dayanıyor. PC’ye bağlanan tüm oyunlarda normalde olduğu gibi, oyun kaydetme yok, ama otomatik kaydetme noktaları oldukça elverişli bir şekilde yerleştirilmiş.

VS tuşunu kullanmak eğlenceli, ayrıca dönüşüm de iyi, çünkü silahların bir çoğunda mekaniğin hangi tarafını kullanacağınızı belirleyebiliyorsunuz. Lost Planet’teki silahlar çoğunlukla gayet iyi. Wayne makineli tüfekten tutun roketatara kadar tüm silahları kullanabiliyor, ancak üzerinde sadece iki silah taşımasına izin veriliyor. Wayne yüksek bir duvarla karşılaştığında, duvarı aşmak için elinin altında hep bir tırmanma kancası bulunuyor.

İlk yardım çantası veya benzeri bulunmuyor. Alt ettiği rakiplerinden aldığı termal enerjiyi vücuduna yükleyebiliyor. Eğer Wayne’in sağlık durumu sıfırın altına düşerse, bunu toplamış olduğu termal enerji ile yeniden yükseltebiliyor. Bu enerji, sadece vücudunu yüksek sağlık seviyesinde tutmakla kalmıyor, aynı zamanda soğuk nedeniyle düşük vücut ısısı sonucunda ölmesini engelliyor. Aynı zamanda vücudunu da sıcak tutuyor. Eğer enerji göstergesi sıfıra düşerse, yaşam puanlarınız da düşecek ve Wayne donarak ölecektir. Yine de bu hiç gerçekleşmemektedir, çünkü farklı oyun seviyelerinde Wayne’e termal enerjilerini vermeye hazır sayısız rakip bulunmaktadır.

Çok Oyuncu Modu

Capcom, çok oyunculu modunu da yüzüne gözüne bulaştırmayı başarmış. Oyun browseri neredeyse bire bir XBOX 360’a göre uyarlanmış olduğundan doğru oyunu bulmak çok zor. Bunun yanı sıra, sunucuların pingi çoğunlukla oldukça kötü ve genelde sadece birkaç çevrimiçi oyuncu bulmak mümkün.

Çoklu oyuncu modunda hoşumuza giden nokta, rol oyunlarına benzeyen şekilde oynanan oyunlar sonrasında alınan puanlar ile seviye atlamanın mümkün olması. Bu sayede, sunucu üzerindeki bir rakibinizin ne kadar oyun oynamış ve kazanmış veya kaybetmiş olduğu görülebiliyor.

Grafikler ve Sesler

Evet, grafikler (DirectX 10 tasarımı) gerçekten de bomba gibi görünüyorlar; patlama görüntüleri başka hiçbir bilgisayar oyununda olmadığı denli etkileyici. Işık efektleri de mükemmel ve çarpıcı kar görüntüleri elde etmekte çok başarılı olmuşlar. Ancak yine de Capcom ucuz heyecanlar ile coşma eğiliminde. Oyunun ilk birkaç saatlik bölümünde, her şey gayet büyüleyici görünüyor, ancak bir süre sonra sinir bozmaya başlıyor. Sayısız patlama ve büyü k miktarda (güzel görünen) duman, savaş alanındaki olayların görünmesini engelliyor, hatta bazı noktalarda zarar verici olabiliyor. Sırf bu nedenle, rakibinin VS’sine bir el bombası veya bir roket daha atmadan önce insan bir kez daha düşünmeden edemiyor.

Diğer yandan fon müziği gerçekten de övgüyü hak ediyor. Mükemmel orkestra ses kalitesi gerçekten de buz gibi, ürkütücü güzellikte bir atmosfer yaratıyor; aksiyon sahnelerin ise neredeyse Hans Zimmer havasında. Silah sesleri de çok iyi seçilmiş, birisi inleyerek karın içinden doğrulurken, mekanizmadan gelen her bir vida gıcırtısını bile duymak mümkün.
MS
 
 
Sistem 1
Test sistemi: 2.0 GHZ Pentium 4, 1GB Ram ve bir Radeon 9800 Pro
Çözünürlük: 800x600
Keskinliği Yumuşatma: -
HDR: Yok
Anizotropik Filtre: -
Doku Çözünürlüğü: Düşük
Kalite Modeli: Düşük
Gölge Kalitesi: Düşük
Sistem 2
Test sistemi: 2.8 GHZ Pentium 4, 1GB Ram ve bir Radeon X800 XL
Çözünürlük: 1024x768
Keskinliği Yumuşatma: 4x
HDR: Orta
Anizotropik Filtre: -
Doku Çözünürlüğü: Düşük
Kalite Modeli: Düşük
Gölge Kalitesi: Düşük
Sistem 3
Test sistemi: Core2Duo 6400, 2GB Ram ve bir GeForce 8800GTX
Çözünürlük: 1280x1024
Keskinliği Yumuşatma: 4x
HDR: Yüksek
Anizotropik Filtre: 16x
Doku Çözünürlüğü: Yüksek
Kalite Modeli: Yüksek
Gölge Kalitesi: Yüksek
Sonuç!
Lost Planet, bu ikisi tümüyle farklı oyunlar olsa dahi, Doom 3 ile aynı kategoride. Her iki oyun da (kendi dönemlerine göre) kendilerini destekleyen güzel birer grafik motoruna sahip olup, oyun alanına gelince çok bir şey sunmuyorlar. Lost Planet, sadece 6 saatlik daha kısa bir oyun süresine sahip. Pek de inandırıcı olmayan hikayesi ise fazla bir şey sunmuyor açıkçası.
Infobox
Developer: Capcom Players: 1-16
Publisher: Capcom Recommended age: 16+
Genre: Third-Person Shooter http://www.lostplanet-thegame.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

The Lord of the Rings Online

9/3/2008 · Kategori: Reviews A-Z

The Lord of the Rings Online

Kitapların başarısı, Peter Jackson’un sinema filmi ve daha önce yayınlanan “Lord of the Rings” oyunları, Turbine Software / Codemasters şimdi bizlere yeni bir MMORPG sunuyor. “Lord of the Rings Online – Shadow of Angmar”. Oyun sizlere, Eriador’u istila eden düşman kavimlerini geri püskürtme olanağı veriyor.

Kum Saatinin ‘Efendisi’

LOTR Online’nin zahmetli kurulumu (tüm MMORPG’lerde olduğu gibi) sırasında, Orta Dünya’nın kuzeybatısını keşfe çıkmak için sabırsızlıkla bekleniyor. Sadece , kuzey battı mı? Evet sadece kuzey batı. Başlangıçta oyun bize sadece Orta Dünyanın Eriador bölgesini sunuyor. Diğer bölgeler ise daha sonra geliyorlar. Yani daha sonra çıkacak eklentileri beklememiz gerekecek. Codemasters, Evendim topraklarını keşfe çıkmamızı sağlayacak ücretsiz eklenti haberini müjdelediler bile. Ayrıca 60’ın üzerinde yeni macera da açıklandı.

Yüzüklerin Dünyası?

Bir noktayı başından açıklığa kavuşturmak gerek: “The Lord of the Rings Online” oyununda çoğu şey, bir önceki World of Warcraft oyunundaki gibi devam ediyor. Neden olmasın? Eğer düzgün çalışıyorsa, kurcalamaya ne gerek var. Bu nedenle WoW müdavimleri “The Lord of the Rings Online” oyununa geçerken hiç zorlanmayacaklar. Ancak the Lord of the Rings tabii aslında yüzükleri efendisi hırsızların değil. Her ne kadar, her seferinde mükemmel olarak uygulanamamış olsalar da - programın yeniliklere olan yaklaşımı doğru.

Orta Dünya’da!

Yamanın otomatik kurulumu ve (bu oyunu %945 oranı üzerinde güncelliyor) sonra da yeni hesap açıldıktan sonra, oyunu bizi güzel bir menü ile karşılıyor. Burada, diğer MMORPG oyunlarında olduğu gibi oyun karakterimizi oluşturuyoruz. Oyun karakteri için 4 ırk arasında seçim yapabiliyorsunuz. Cinler, cüceler, hobbitler ve insanlar. Irkını seçtikten sonra sıra, alıştığımızdan farklı isimlerle gelen, tipik 7 MMORPG sınıfı seçimine geliyor. Eskiden savaşçı olan sınıfa silahtar ismi verilmiş. Biz oyunu denerken, erkek bir silahtar seçtik.

Kitaba uygun bir başlangıç


“The Lord of the Rings Online” bize önce güvenli bir başlangıç alanında yavaş yavaş oyun kontrollerini tanıtıyor. Ve bu World of Warcraft’tan daha da ilginç bir şekilde gerçekleştiriliyor. Oyuna kısıtlamasız bir şekilde başlayabilmeniz için, LOTRO size - böyle adlandırmak gerekirse - ‘giriş maceraları’ sunuyor. Dünyada kendi başınıza keşfe çıkabilmeniz için, bazı görevleri (seçtiğiniz ırka bağlı olarak) tamamlamış olmanız gerekiyor. Ancak bu, beklenebilecek tanımlanmış bir kısıtlama değil, çünkü başlangıç görevi sadece kontrollere yönelik bir görev değil, aynı zamanda asıl LOTRO savaşı için de bir başlangıç.

Bize oynarken, köyümüzü yani Archet’i Blackwold eşkiyalarından savunma görevi verildi. Bu giriş görevi tamamlamak için, Éogan’da (sadece oyuncu ve grubu için sunucu üzerinde açılan bir alan) Blackwold eşkiyalarının elebaşını öldürmeniz gerekti. 5. seviye kahramanımız için bu pek zor olmadı.

LOTRO hikayesinin ana hatları kitaba sadık kalarak hazırlanmış. Oyunu satın aldığınızda, seçtiğiniz kahraman ile üç kitaptan birincisinin ilk yarısını tamamlıyorsunuz. Ama bir de kötü bir haberimiz var: Sauron aşiretine katılamıyorsunuz, oyunu ancak iyilerin tarafında oynayabiliyorsunuz. Gelecekte oyunu “kötü” ırkların tarafında oynama olanağının tanınıp tanınmayacağı da %100 belli değil. Ancak yine de kötü tarafta oynama şansınız var, LOTRO size Monsterplay olanağını sunuyor.

PvP yerine Monsterplay

Monsterplay, savaş görevi kısmındaki boşluğu dolduruyor – Sauron’un saflarına katılmak mümkün. Daha önce de belirttiğimiz gibi, ana hikaye kısmında kötü tarafta oynamak imkansız. Monsterplay, Lord of the Rings’in PvP tarafı. World of Warcraft’a benzer şekilde, arenalarda diğer oyunculara karşı dövüşüyorsunuz. Monsterplay arenasında, kahramanınız yerine Sauron’un tarafını seçerseniz, karakteriniz kaç yaşında olursa olsun, bir anda 50 ‘kötü adam’ gücünde bir yüzüğe sahip oluyorsunuz. Tabii bu, kötü adamlarla oynanacak maceraları tümüyle dışlamıyor. Monster karakterini şekillendirmek için, her bir monster için farklı maceralar bulunuyor. Önemli not: Monsterplay’a katılabilmek için, karakterinizin 10. seviyeye ulaşmış olmanız gerekiyor. Eğer Monsterplay’da kendi karakteriniz ile oynamak istiyorsanız, 40. seviye ön şart. Bu mantıklı, çünkü aksi halde 50. seviyedeki kötülere karşı koymanız mümkün değil.

Görevler

Lord of the Rings en çok puanı burada veriyor, hatta World of Warcraft’ın da ötesinde. Ana maceralar, her bir ırk için paralel hazırlanmışlar ve bir yandan harika “The Lord of the Rings” hikayesini anlatıyorlar. Tabii “6 Blackwold eşkıyasını öldür ve geri dön” gibi sıradan maceralar da var ancak bu bir önceki WoW’da olduğu kadar abartılmamış. “Lord of the Rings Online”’nin seviye atlamak için en yüksek XP’yi sağladığını hatırlatmaya gerek bile yok sanırız. Hızla ilerlemek istiyorsanız sürekli saçma sapan dövüşlere girmenin pek bir anlamı yok. Mümkün olduğunca çok macera tamamlayarak 50. seviyeye ulaşabilmek için seviyeye aşmaya yönelik hareket edilmesi önerilir. Gözümüze çarpan mükemmel bir özellik de, macera günlüğü, bu aynı anda 40 macerayı kabul etmenizi olanaklı kılıyor. Macera fanatikleri açısından bu, World of Warcraft’taki 25 macera ile karşılaştırıldığında oldukça tatmin edici.

Peki ye oyun karakteri geçinmek için ne yapmalı?

Tüm iyi bir online rol oyunlarında olduğu gibi, karakterlere iş imkanı sağlanmalı! “The Lord of the Rings” da buna dahil. Size sunulan 10 işten birini seçebilir, fiilen üç iş yapabilirsiniz, ancak profesyonel iş alanlarının yapılandırılmış olduğu World of Warcraft’taki kadar özgür değilsiniz.

Grafikler ve Sesler

“The Lord of the Rings Online” oyununu World of Warcraft’a karşı öne çıkarak ana etkenlerden biri de, WoW’un usandırıcı komedi oyunu görüntüsüne kıyasla çok daha etkileyici bir izlenim yaratan fantastik grafikleri. “The Lord of the Rings”in sahneleri akıllıca kurgulanmış ve bu oyun belki de şu anda en iyi görüntüye sahip online rol oyunu. Müzik kuvvetli ancak asla abartılı değil ve grafiklerin yarattığı etki ile birlikte gerçekten Orta Dünya’da olduğunuz hissine kapılabilirsiniz.
MS
 
 
Sistem 1
Test sistemi: 2.0 GHZ Pentium 4 , 1GB Ram ve bir Radeon 9800 Pro
Çözünürlük: 800x600
Keskinliği Yumuşatma: Kapalı Nesneler: Medium Sahneler: Düşük Dokular: Medium Doku filtresi: Keskin Işıklandırma: DüşükGölgeler: Düşük
Sistem 2
Test sistemi: 2.8 GHZ Pentium 4 , 1GB Ram ve bir Radeon X800 XL
Çözünürlük: 1024x768
Keskinliği Yumuşatma: Kapalı Nesneler: Medium Sahneler: Medium Dokular: Yüksek Doku filtresi: Keskin Işıklandırma: Medium Gölgeler: Medium
Sistem 3
Test sistemi: Core2Duo 6400, 2GB Ram ve bir GeForce 8800GTX
Çözünürlük: 1280x960
Keskinliği Yumuşatma: 4x Nesneler: Yüksek Sahneler: En yüksek Dokular: Yüksek Doku filtresi: Keskin Işıklandırma: Yüksek Gölgeler: Yüksek
Sonuç:
The Lord of the Rings Online iyi bir MMORPG oyunu, ancak World of Warcraft’ın düzeyine pek de ulaşamıyor. Ancak, WoW’nin de bu hale gelmeden önce bir çok yama ve başlı başına eklentiler ile iyileştirilmiş ve genişletilmiş olduğunu da dikkate almak gerek. Oyunu değiştirmek için son kararı yine de oyuncunun kendisi verecek tabii. The Lord of the Rings’ın avantajlı yanları, mükemmel grafikleri ve çok daha ilginç olan maceraları.
Infobox
Developer: Turbine Entertainment Players: -
Publisher: Codemasters Recommended age: 12
Genre: MMORPG http://www.auf-nach-mittelerde.de/

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Lost Odyssey

9/3/2008 · Kategori: Reviews A-Z

Lost Odyssey

Zor zamanlar başladı. Her “Çoğu sadece Playstation’da bulunan Japon RPG oyunlarını oynamayı seviyorum” diyen oyuncular için zor zamanlar. Peki, bunu bir noktaya kadar anlayabiliyorum. Lost Odyssey, Microsoft etiketiyle yalnızca XBOX360’ta çıktı. Bütün Final Fantasy hayranlarına sıkı bir darbe. Ancak öte yandan, bu oyuncular artık hiç Final Fantasy oynamamış biri için bu oyunun Japon dönüşümlü rol oynama oyununa mükemmel bir giriş olduğunu görebiliyor (şimdi gerçekten yüzlerce tatsız e-postayı davet ediyorum). Bunlardan XBOX360’ta çok az sayıda var.

Özetle: İşime bu kadar bağlı olmasaydım, hala evde oyun oynuyor olurdum. Kesinlikle çok yorucu – başka hiçbir şey yapamıyorsunuz. Bu arada da insan vücudundaki % 60 su içeriği aynı oranda kahveye dönüşmüş oluyor. Ama bu sadece varsayımsal bir durum, neyse ki gerçekleşmedi, ya da gerçekleşseydi sosyal yeteneksizliğimi gizlemek için sesimi çıkarmazdım. Yine de OLABİLİRDİ. Çünkü geçen her dakikayla birlikte notlarım beni Lost Odyssey’e çekerken, içimde sınırsız bir şekilde her şeyi bırakıp kendimi yeniden oyuna verme güdüsü uyanıyor. Ama bunu yapamam. Final Fantasy serilerini ve taraftarlarını bilen ve seven arkadaşıma Lost Odyssey’i yalnızca onun yanında oynayacağıma dair söz verdim. Çok yazık.

 

Eğlenceli bir oyun için temel bir formül olsaydı, Lost Odyssey’de kullanılırdı. Öyle bir şey olmadığı için, sizi Lost Odyssey’e neyin çektiğine dair bir tez ortaya atma cesaretini gösteriyorum. Yapacak başka hiçbir şeyiniz yoksa. Bir editörün oyun oynamaktan başka hiçbir şey yapmadığı ve bütün boş zamanlarını ekranın önünde geçirdiği ve bu nedenle bunu zorunlu olarak inkar etmesi gerektiği hissine kapılsanız bile. Başka boş zaman faaliyetlerimiz de var tabi. Ne yazık ki, Lost Odyssey bunu göstermek için gelmiş geçmiş en kötü örnek, çünkü bütün diğer hafta sonu işlerim tamamen geri planda kaldı. Bu, oyunu ne kadar süredir oynadığınızı tam gösteren skordan daha iyi anlaşılıyor. Sonu gelmeyen bir oyunun pençelerinde idiyseniz evet bu çok iyi olurdu. Ama kaydedilen skor 25’i gösterdiğinde ve 25 saattir durmadan ve uyumadan oynadığınızı fark ettiğinizde üzücü.

 

Yani ne demek istiyorum? Acemilik günlerimde (Acemilik statümden, en azından kısmen çıktığımı kastetmiyorum) bir keresinde kendime dönüşümlü bir RPG ile eğlenmenin nasıl mümkün olabileceğini sormuştum. Lost Odyssey tam da bunun nasıl olacağını gösteriyor. Yalnızca (kanıtlanmış!) dövüşme sistemiyle değil. Her şeyin bileşimi. Dövüş çeşitleri, keşif, seviyeler ve öykü. Lost Odyssey’de “sıkılmak” diye bir kavram yok. Oyun size istediğinizi yapma özgürlüğü veriyor. Elbette, dilerseniz takip edebileceğiniz doğrusal bir öykü var. Ana karakteriniz Kaim’i çarpıcı kent manzaralarında uzun yürüyüşlere çıkarabilir, bütün sakinleriyle çene çalabilir ve komik yan maceraları çözebilirsiniz. Bir de köpeği kaçan zavallı kız var. Tabi yalnızca sefil köpeği arayacak vaktiniz yok, ama şans eseri şehirde karşınıza çıkarsa, köpeği kıza iade etmek hoş bir davranış olur. Bunu yapmanın küçük bir de ödülü var. Ya da üç neşeli sokak çocuğu size hayatınızın şansı olan çetelerine katılma şansını verdiğinde. Ama önce onlara bir oyuncak bebek, balon ve bir maket gemi bulmalısınız.

 

Muhteşem bir şekilde detaylandırılmış şehirlerde ya da ormanda yorulmaksızın dolaşırken, Final Fantasy’nin önceki üreticisinin programı, sistem biraz eski moda görünse de dönüşümlü dövüşlerin eğlenceli olabileceğini gösteriyor. Her Mob için taktik bir önkoşul. İlk adım olarak, son derece açık olan menüden birlikleriniz için bir tertip belirlemeniz gerekiyor. Savaşçılarınızı ön sıraya koymanız ve büyücülerinizle doktorlarınızı arka sıralarda tutmanız tavsiye edilir. Ön sıra hareketsiz durursa arka sıradaki Char’lar çok daha az hasar alıyor. Kaim’i iyileştirmeli miyim, yoksa onu bir sonraki saldırı için hazırlamak daha mı iyi olur? Mob’lar ona saldıracak mı? Cana yakın Japon RPG’leri birden bire rahat bir şekilde yerli geliyor. Element Element’e karşı. Su Mob’larına en iyi Ateş darbeleriyle saldırılıyor falan filan. Yine de olaya biraz yenilik katmak için, Mistwalker’daki adamlar bir “Yüzük Sistemi” eklemiş. Tüccarlarla olan maceralarınızda, vazolarda ya da başka saklama yerlerinde yüzükler buluyorsunuz. Ya da, menüdeki Mob-Drops seçeneğini kullanarak kendi yüzüğünüzü de üretebilirsiniz. Bu yüzükler size ve takan herhangi bir karaktere ilave hasar bonusları veriyor. Bunları kullanmak için, bir saldırıyı işaret etmek üzere Mob’un etrafında bir halka kullanıyorsunuz. Sonra RT düğmesiyle ilkinin üzeirne ikinci bir halka yerleştirebilirsiniz. Halkalar kesişir kesişmez, hemen RT düğmesini bırakmalısınız. Düğmeyi çok erken ya da çok geç bırakırsanız, etkili olmuyor ya da yarım etkili oluyor. Ama halkayı diğerinin üzerine “mükemmel bir şekilde” bırakırsanız, epey bir ekstra hasarın keyfini çıkarıyorsunuz.

 

Dövüşlerden ne alıyorsunuz? Deneyim puanları ve yetenekler – doğru! Lost Odyssey’de iki tür karakteriniz var. Yenilmez ve normal. Ana karakter Kaim bir Yenilmez. Seviyeleri atladıkça yetenek kazanmıyor. Ama bir yetenek sistemi kullanırsanız, “normal” grup üyelerini izleyip öğrenerek yetenekler edinebiliyor. Bu, bireysel karakterinizi tamamen istediğiniz gibi yapılandırmanıza olanak veriyor. Ama merak etmeyin – Kaim ve Ölümsüz arkadaşları yalnızca izlemekle kalmıyor. Yetenek sistemini kullanırken kolye, gözlük veya benzeri aksesuarlar da sağlanıyor. Düşmanınızın sahip olduğu yaşam puanlarını söyleyen bir nesne taşırsanız, ölümsüz karakteriniz birkaç dövüşten sonra sistemin nasıl çalıştığını öğreniyor ve daha fazla yatırım yapmasına gerek kalmadan nesnenin kapasitesini kullanabiliyor.

 

Bu çarpıcı şehirleri ve muhteşem dövüşleri gidip tecrübe etmeniz için bir nedene ihtiyacınız olduğundan, Mistwalker ekibi “Lost Odyssey” paketine muhteşem, duygusal bir hikaye yerleştirmiş. Biraz suratsız ana karakteriniz Kaim bir paralı asker. Hem de işinde oldukça iyi. Avantajı mı? Ölümsüz. Bir yaşında ve hafıza kaybı yaşıyor. Dünyanın her yerini gezip 1000 yıl boyunca savaşmak ve eninde sonunda bunu niye yaptığını unutmak biraz sinir bozucu olmalı. Ama bu Kaim hakkında çok şey söylüyor. Ketum ve depresif Kaim, sadece müşterilerine değil arkadaşlarına da biraz kibirli davranıyor. Bir de pek sağlam olmayan ama yine de eğlenceli Jannson ve peşinden ayrılmayan Seth var. Oyun ilerledikçe, daha pek çoğu ortaya çıkıyor. Ama burada size hepsini anlatmayacağım.

 

Marc Rein’in Unreal Engine 3’ü kullanmaktan memnun olduğu açık. İşi için iyi sonuçlar ortaya koymuş ve Lost Odyssey’in eski moda oyununa biraz Yeni Nesil havası katıyor. Ancak, Lost Odyssey’in sınırsız dünyası zavallı XBOX360’a çok fazla geliyor. Kare dropları ve korkunç kekelemeler son derece yaygın. Ama müzik hayranları Nubuo Uematsu’nun haşmetli, epik sesine bayılacak. Bir kez daha bir başyapıt.
MS
 
 
Sonuç
Bu rapor biraz öznel gelebilir. Ama oyunu övgüye boğma isteğime engel olamadım. Muhtemelen tek eleştiri, kare düşüklükleri. Onun dışında Lost Odyssey hakkında şikayet edebileceğim kesinlikle hiçbir şey yok. Seksen saat olduğu belirtilen oyun süresi ve 4 sıkışık DVD’si ile, bu oyunu her rol oynama hayranı oynamak zorunda. Evet, öyle! ZORUNDA!
Infobox
Üretici Mistwalker Oyuncu sayısı 1
Yayıncı Microsoft Önerilen yaş 16+
Tür Macera http://www.mistwalker.info/

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Link's Crossbow Training inkl. Zapper

9/3/2008 · Kategori: Reviews A-Z

Link's Crossbow Training inkl. Zapper

Link’in Twilight Princess’in dünyasındaki ikinci görevi beklenilenden biraz daha farklıdır. Yeşil kıyafetler içerisindeki kahramanımız, Hyrule’nin topraklarını yok olmaktan kurtarmayı amaçlayan sıradan bir maceraya girişmek yerine, ilk defa yayını kuşanır ve yüksek puanlı avlarına başlar. Oyun, Wimote ve nunchuck için bir zapper aparatı ile beraber satılmaktadır.
Wii kumandası ilk piyasaya çıktığında, hepimiz bunun light gun oyunlar için olduğunu sanmadık mı? Bunu rahatlıkla iddia edebilirdiniz. Elbette Capcom firması da “Resident Evil: the Umbrella Chronicles" ile de geçmişse böyle oyunları piyasa sürmüştür. Fakat Wii kumanda, kesinlikle gerçek bir plastik tabancanın yerini alamaz ve zapper’in beyaz konsolla geri dönüşü hiçbirimizi şaşırtmayacaktır. Yeni zapper, Wii konsolu ve nunchuck kumanda için sadede bir plastik aparat olduğu için belki “geri dönüş” kelimesini burada kullanmak yanlış olabilir. Karşılaştırmak gerekirse: Nintendo Entertainment System firmasının ilk zapperi, Duck Hunt (Ördek Avı) ile beraber verilen gerçek bir light gun’dı. Biraz abartacak olursak, Japonlar artık kahramanları Zelda’yı bir yay ile kuşatmış, onu tekrar Twilight Princess’in dünyasına göndermiş ve oyuna Link’s Crossbow Training adını vermişlerdir. Müşteriler belki aslında ne aldıklarını merak ediyor olabilirler: zapper ve – küçük bir bonus olarak- Link ile birlikte hedef vurma ya da tam tersi?

 

Bu yüzden şimdilik zapper ile devam edeceğiz. Diğer bütün Nintendo ürünleri gibi zapper de oldukça güzel bir şekilde üretilmiş. Bununla ilgili tek olumsuz düşüncem nunchuck kablosunu bağlamak için kullanılan kapağın düzgün kullanılmaması durumunda kolayca bozulabilmesidir. Zapperin tasarımı ise kullanıcı dostu: Zapper’in bir kablo borusunun içinde kaybolduğu arka kısmına nunchuck kablosunu takmanız yeterli. Wii kumanda ise ön kısmına takılır ve daha sonra ileri doğru çıkmış nunchuck konektörüne bağlanır – yapılacakların hepsi bu ve artık oyun için hazırsınız. Teorik olarak, bütün Wii oyunları, zapper parçası kullanılarak oynanabilir, ancak pratikte, özel olarak hazırlanmış oyunlar için bu parçayı kullanmanız gerekmektedir. Örneğin Wii kumanda üzerindeki butonlara erişmek oldukça zordur ve bu Metroid Prime 3: Corruption oyununu neredeyse oynanmaz hale getirebilir.

 

Link´s Crossbow Training oyunu aslında küçük bir oyun koleksiyonu ve bu yüzden dünyadaki en eksiksiz oyun değil. Atış galerisi modu dışında ana menüde bir atış galerisi eğitimi ve çoklu oyuncu modu bulunmaktadır. Ancak bu modlar eş zamanlı çalışmıyor; yani her bir denemeden sonra beraber oynadığınız kişiye zapperi geri vermeniz gerekiyor. Av modu, her biri üç seviyeden oluşan sekiz görev sunmaktadır. Ayrıca üç farklı oyun modu daha var. Bunlardan birincisinde Link kendi gözetleme yerinden hareket eden hedeflere ateş etmektedir. Kırmızı diskler en kolay avken diğer renklerdeki hedefler daha fazla puan kazandırır. Eğer 100 puan kaybetmek istemiyorsanız X işaretli herhangi bir cismi vurmamanız gerekiyor. Bir taraftan gördüğünüz her hedefe heyecanla ateş etmeye odaklanırken diğer taraftan da etraftaki kafatası, korkuluk ve su kabı gibi vurduğunuzda size ekstra puan kazandıracak nesnelere de dikkat etmeniz gerekiyor. Bazen de çeşitli nesnelerden altın paralar çıkar ve bunlar da size fazladan puan kazandırır. Yakınlaştırma fonksiyonu kullanılarak uzaktaki hedefler daha da yakınlaştırılabilir. İkinci oyun modu ise daha fazla aldatıcıdır bu yüzden monoton atış galerisine nazaran belki de daha eğlenceli olabilir. Bu oyun modunda, vurmaya çalıştığınız hedefler Twilight Princess’in dünyasındandır. Link’i bir noktada sabitleyebilir ve dalgalar halinde ona yaklaşan düşmanlarını geri püskürtmesini sağlayabilirsiniz ya da onun örneğin nehir gibi önceden belirlenmiş bir rotaya göre hareket etmesini sağlayabilirsiniz. Görüş alanı çoğu zaman 360 derece dönebildiği için küçük bir radar ekranı düşmanlarınızın yerini bulabilmenize yardımcı olur. Bu fonksiyon aynı zamanda kritik bir görevdir çünkü düşmanla doğrudan temas size 100 puan kaybettirir. Üçüncü oyun modu ise bir çeşit third person shooter; Link’in omuzlarından olup bitenleri izlerken munchuck analog çubuğu kullanarak buz tapınak gibi Twilight Princess’in tanıdık öğeleriyle Link’i yönlendirebilirsiniz. Hedefiniz belirli sayıdaki düşmanı yok etmek. Ancak bu kağıt üzerinde çok heyecanlı gözükse de aslında bir şekilde sınırlandırılmıştır. Örneğin Link’in bütün yapabildiği koşmaktır, hareketlerine neredeyse çok az müdahale edebilirsiniz ve sadece yana doğru adım atabilir. Eğer Link’i sağa yada sola döndürmek isterseniz zapper’i ilgili yöne doğru çevirmeniz gerekiyor ve bu sırada bütün düşmanları görüş alanınız içerisinde göremediğiniz için bu dönüş, zaman ve kontrol kaybına neden olur. Ancak yine de küçük radar ekranı düşmanlarınızın yerini göstermeye devam edecektir.

 

Oyunun başındaki hedef pratiği oldukça basit ama her bölümde zorluk seviyesi artıyor ve beşinci bölüme geldiğinizde bir bronz madalya için gerekli olan 20.000 puanı kazanmak çok daha zor - özellikle de gerçekten de nişan almadan gelişigüzel ateş ettiğinizde. Bu yüzden atışlarınızı daha iyi kontrol etmek ve her seferinde bir atış yapmak için fazla alıştırma yapmanız gerekiyor. Motive edici kombo sistemini sadece hedeflerinizi ıskalıyorsanız kullanabilirsiniz. Link ıskalamadan ne kadar fazla hedefi vurursa puanlar da o kadar katlanarak artar. Bronz madalya kazandıktan sonra -20.000 puan- sonraki bölüme devam etme hakkı kazanıyorsunuz. Ancak gerçek profesyoneller, sadece oyunun ustalarının erişebildiği 80.000 puanı alarak platin madalyayı kazanmaya çalışır. Link´s Crossbow Training oyunu, yüksek puanlar kazanan kişiler için gerçek bir eğlencedir ancak maalesef çoklu oyuncu modu aynı anda sadece bir oyuncu tarafından kullanılabilir. Diğer yandan, bu oyun için ideal olan game cube seviyesi sayesinde Twilight Princess’in grafikleri kusursuz. Zapper’in Wii kumandasının bir parçası olması, zapper’e uzaktan kumandanın takılı olmamasına nazaran hedeflerin biraz daha zor vurulmasına neden oluyor. Örneğin ben Zapper’i kullanmak zorunda olmasaydım iki saniye daha hızlı nişan alabilirdim. Ayrıca kolu çok sıkı tuttuğum için sağ elim bir süre sonra ağrımaya başladı– belki birçok insan bu sorunu yaşamayabilir. Ancak her ne kadar üzerindeki plastik ek ile kolu hareket ettirmek çok kolay olsa da zapper olmadan nişan almak çok daha kolay olurdu.

 

Bu yüzden başta sorduğum soruya cevap vermek oldukça zor. Tecrübeli oyuncular belki de zapper’in kendileri için bir yük olduğunu düşünebilirler, diğer yandan yeni başlayanlar ve oyunu ara sıra oynayanlar kumandanın vermiş olduğu rahatlığı sevebilirler. Her oyuncu bu ek parçanın gerçekten de gerekli olup olmadığına kendisi karar verecektir. Bu ek parça, ABD’de 24 dolara (yaklaşık 17 Euro) satılıyor ama okyanusun bu tarafında fiyat neredeyse ikiye katlanıyor. Ayrıca zapper ile uyumlu oyunların listesine bakıldığında eksiklik hemen hissediliyor. Örneğin Resident Evil: The Umbrella Chronicles oyunu Almanya’da henüz piyasaya çıkmadı ya da Medal of Honor Heroes 2 oyunun piyasaya çıkması için daha zaman var. Avrupa’da şu anda sadece Sega firmasının Ghost Squad oyunu satılıyor. Wii direksiyonu gibi zapper, oyun oynarken farklı bir duygu yaşatıyor, hepsi bu.
JS
 
 
Sonuç
Her ne kadar yukarıda bazı eleştiriler olsa da zapper iyi tasarlanmıştır ve harika kavranılıyor. Ancak bu güzel his için zor kazandığınız 30 Euro’yu verip vermeyeceğinize siz karar vermelisiniz. Eğer Link´s Crossbow Training oyununu oynamak istiyorsanız zapper’i satın almanız şart: bunun başka yolu yok. Mükemmel kombo sistemi sayesinde oyunun kendisi oldukça eğlenceli. Ben listede platin seviyesine ulaşıncaya kadar gerçekten de mutlu olmayacağım. Zapper’in bazı ufak olumsuzluklarına rağmen bana göre TV’nin önüne oturup düşmanları vurmak çok eğlenceli olduğundan, Link’s Crossbow Training oyunun oynarken kesinlikle zapper’i kullanmayı planlıyorum.
Infobox
Üretici Nintendo Oyuncu sayısı 1-2
Yayıncı Nintendo Önerilen yaş 12+
Tür Lightgun-Shooter www.zelda.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »