Alone in the Dark V
1/5/2008 · Kategori: Previews A-Z
Alone in the Dark V
Genre: Survival-Horror
Plattformen: PC, XBOX360, PS3
Plattformen: PC, XBOX360, PS3
Çok sık çıldırmıyor. Gerçekten. Ama çıldırdığı
zaman doğru düzgün çıldırıyor. “Bitmek tükenmek bilmeyen Alone in the
Dark konuşmalarını artık dinlemek istemiyorum!” veya “Değişen iş teslim
tarihinden şikayet etmeyi kes artık” yanımda oturan değerli iş
arkadaşımın zaman zaman kullandığı iki ifade. Önümdeki masada oturan
stajyer (gözlerim daima onun üzerinde) benim “Alone in the Dark”
tavrıma yanıt vermiyor. Ama bildiği bir şey var, Yüklemeler sayfasına
mümkün olan en kısa sürede Alone in the Dark’tan yeni bir fragman
eklemezse, patronu sinirlenecek.
Baş
kahramanı Edward Carnby olan en son oyunda benimle mücadele edecek
görünürde kimse olmadığından, en yakındakini elime aldım. Klavyem.
Şimdi – beyinsiz bir şempanze gibi klavyemle Alone in the Dark hakkında
konuştuğum hissine kapılırsanız, yanılırsınız. İnceleme yazısı editörü
bir oyunu çok fazla beklediğinde ve heyecan verici oyunla ilgili ciddi
hiper aktivitesini paylaşacak biri olmadığında, ortaya çıkan şey
karşınızda dijital halde duruyor.
Uwe
Bolls’un Alone in the Dark filminin ardından die-hard fanatiklerinin
bile franchise'ın düşüşü tahmin ettiği yeterince doğru. Ancak eski
güzel Uwe’nin Postal’a geçmesiyle (işe yaramaz bir direktör olarak
orada yanlış yapamazsınız, bu tamamen siyasi olarak yanlış komediyi
gören herkes bilir) ATARI yayıncılarının kanatları altında Eden
Studios, Alone in the Dark V için karar verdi. Near Death Investigation
alt başlığıyla geliştiriciler, Alon in the Dark’ın ilk serisinden
bilinen ana karakterlerin sıkça ölümünü bağlamadığı gibi, serinin
sonunu da bağlamıyor. Daha ziyade ikinci başlık, seriyi her oyunun
temel özelliğine bağlıyor: burada türden bahsediyoruz. Eden Studios,
Alone in the Dark’ın 1992 yılında “hayatta kalma korkusu” adı verilen
tam bir alt tür oluşturduğunu biliyor. Ancak bu, tüyleri diken diken
eden temel karakterleri unutmadan Alone in the Dark V ile yeni bir yöne
gitmeyi engellememiş. Evet yenilikçilik diye buna denir.
Genç,
dinamik, hoş (zavallı ruh için olumlu herhangi bir sıfat
kullanabilirsiniz) James Sunderland’in Silent Hill 2’de kaba güç
kullanarak saati açmak istemediği aptal saat gizemini hatırlıyor
musunuz? Ahşa saati açmak için öncelikle yerde anahtar araması
gerekiyordu. Tüm dünyadaki siyasetçilerin bilgisayar ve video
oyunlarının tüketicilerin davranışlarında önemli etkisi olduğunu iddia
ettikleri bir çağda, şiddet olmaması o kadar da kötü değil, değil mi?
Aslında her zaman abartı yapılabilir. Alone in the Dark V sonunda
(benim!) oyuncunun rüyalarını gerçekleştiriyor. Kesinlikle, X kapısının
anahtarı zindanın derinliklerinde bir yerde olabilir ancak kapıyı
devirmek veya ateşe vermek varken niye anahtarı aramakla zaman
kaybedeyim ki? Çelik kapı mı? Şimdiye kadar lineer seviye tasarımı için
kullanılan element geniş görünüyor. Görsel olarak dikkat çekici yer
tutucular olarak, “görünmez” duvarlardan daha sık kullanılmaya
başladılar ve bu tür dokular sinir kaynağı haline geldi - “BİR ŞEKİLDE
İÇERİ GİRMELİYİM”. Durum Alone in the Dark V’te farklı. Sadece tüm
kapılar kırılabilir olmakla kalmıyor aynı zamanda Eden Studios’un Alone
in the Dark V’e dahil ettiği “Gerçek Dünya Kuralları” yaratıcı
oyuncuları, yıkıcı eğilimlerine tamamen dizginleri vermesine imkan
tanıyor (insanlardaki, hatta oyunculardaki kötülüğü varsayıyoruz).
Öncelikle kapı biraz ateşe verilir ve sert bir nesneyle (ironik olarak
bir yangın söndürücü veya demir parçasıyla) birkaç vuruştan sonra
tereyağı yumuşaklığındaki kapı yere inecektir. Evet gerçekten eğlenceli.
Sadece
bu nokta bile Alone in the Dark’ı dört gözle beklememe yetiyor,
ofisteki arkadaşımın protestolarına rağmen, Alone in the Dark’taki her
şeyi yere göre sığdıramıyorum. Ancak çok daha fazlası var. Oyun,
yenilikçi, detaylarla dolu envanterle 30 kombine edilebilir nesne
sunuyor. Özensiz bir menü yerine, Edward Carnby kılavuzlu eden koçuna
envanterini sunmak için ceketinin ceplerine bakıyor. Burada her çeşit
nesne bulunuyor. Oyuncu olarak bunlarla ne yapacağınız size kalmış. Şu
durumu düşünün: karanlık bir odaya girdiniz. Ceketinizin cebinde
katlanabilir bir ışıklı çubuk ve bir parça yapışkan bant buldunuz.
Bunları birleştirerek, herhangi bir yere yerleştirebileceğiniz güzel
bir tavan lambası elde edebilirsiniz. Harika değil mi? Bir şişe, bir
parça benzin ve revolver mermisiyle parça tesirli bir el bombası (daha
öldürücü etkili) oluşturun. Evet elbette aklınıza gelirse. Alone in the
Dark düşünülebilir tüm olasılıkları oyuncuya bırakmak istiyor.
Ancak
bazılarınız bu kadar yenilikçilik yeter diye düşünebilir. Evet böyle
denebilir. Ama henüz kontrollerden bahsetmedik. Edward karakterini
gamepad’dan analog çubukla (veya fare ve klavyeyle) kontrol
ediyorsunuz. Ama asıl ilginç olan şu. Tipi ne olursa olsun silahlar,
sol analog çubukla kullanılıyor. Bunu hafif ileri hareket
ettirdiğinizde Edward, sopayı göğsünün önünde tutana kadar silahını
istenen yönde yavaşça hareket ettiriyor. Silahın yanan bir ateş
üzerinde tutulan bir tahta tabure olduğunu varsayalım – belki de daha
önce bahsettiğimiz yakılmış kapının ateşi. Carnby tabureyi ateş
üzerinde tutarsa, bu animasyonlu alevlere dönüşecektir. Bunu bir meşale
veya kalın sopa olarak kullanabilirsiniz – tercih sizin.
MS
| Conclusion |
|---|
| Zor sabrediyorum. GTA IV veya Haze gibi oyunlar bile kapıda, hemen yakınımda dururken, Alone in the Dark V’e kadar bunlar sadece duraklar. Merkezi alanın New York’un Central Park’ı olması dışında hikayeyle ilgili bilinen başka bir şey yok, söylenecek de fazla bir şey yok. GC 2007’de vaat edilen şekilde tüm unsurlar oyuna dahil edilirse ve gerçek zamanlı olarak sunulursa, bu oyunca pek yanlış olmaz. |
| Infobox | ||||||
|---|---|---|---|---|---|---|
|
Lost Planet
9/3/2008 · Kategori: Reviews A-Z
Lost Planet
Buz
ve kar, kamyonun arkasında siper almaya çalışan adamın kar maskesi
ardında saklanmış olan yüzüne çarparak, dövüyor. Başının üzerinden dolu
yağa gibi makineli tüfek mermileri geçiyor. Bir an için sessizlik hakim
oluyor, daha sonra ortalık aniden adeta düşen bir yükün gürültüsü ile
sarsılıyor ve biraz önce adama siper olan kamyon bir duman ve ateş
bulutuna dönüşüyor. Son James Bond filminin başlangıcına benzeyen bu
sahne, aslında “Lost Planet - Extreme Condition” oyununun tipik bir
sahnesi. XBOX 360 tarafından 10 Ocak 2007 tarihinde çıkarılan bu oyun
artık PC için de var.
Buzul Gezegeninde Hafıza Kaybı
Lost
Planet’in hikayesi oldukça basit kısaca bir iki kelimeyle
özetlenebilir. İnsanlık E.D.N. III gezegenini keşfeder, buraya göç
ederler ve kolonileşme başlar. Ancak, belalı uzaylıları hiç hesaba
katmazlar. Akrid, E.D.N. III kolonicilerini izlemeyi başarır, yani
insanlar Akrid’in termal enerjisinin farkına varana dek. Bu enerji
gezegene yerleşenlerin gezegeni buzul koşullarında hayatta kalmasına
olanak sağlamaktadır. Akrid’e savaş açmaya karar verirler ve yapılan
savaşlardan birinde kahramanın babası gizemli bir şekilde öldürülür.
Kazanın ardından, Wayne sadece Green Eye adındaki bir yabancının bu
ölümden sorumlu olduğunu hatırlamaktadır. Daha sonra Genç Wayne
babasının öcünü almak için yemin eder.
İnternet üzerinden de oynanabilir (mi acaba)
Capcom
tarafından dağıtılan (videocunuzdan satın alabileceğiniz) normal
sürümün yanı sıra, Lost Planet’e, Valve’nin dağıtım ağı STEAM üzerinden
de ulaşılabilir. Bunun artısı, buradan STEAM hesabınızı kullanarak
oyunu herhangi bir bilgisayara indirip kurabilirsiniz. Bunun eksisi
ise, eğer bir STEAM hesabınız yoksa veya hesap almak istemiyorsanız
ve/veya yüksek hızda internet erişiminiz yoksa, PC’nizden Lost Planet’e
erişim imkansız olacaktır.
Çevrimiçi aktivasyon (Half-Life 2 piyasaya çıktığında olduğu gibi) bu sefer bir problem yaratmadı. Kurulumun hemen ardından bir yama indiriliyor (hard diskinizin 7.5 GB’ını yer). Bu yaklaşık bir saat sürüyor, donmuş gezegendeki maceranıza ancak bundan sonra başlayabilirsiniz.
Çevrimiçi aktivasyon (Half-Life 2 piyasaya çıktığında olduğu gibi) bu sefer bir problem yaratmadı. Kurulumun hemen ardından bir yama indiriliyor (hard diskinizin 7.5 GB’ını yer). Bu yaklaşık bir saat sürüyor, donmuş gezegendeki maceranıza ancak bundan sonra başlayabilirsiniz.
Ama ambalajın üzerinde PC DVD yazıyordu…
Bir
PC oyuncusu olarak, oyunları oyun kaydetme ve güzel oyun navigasyonları
olmadan PC’ye bağlama, fikrine artık alışmış olmalısınız. Ancak
Capcom’un Lost Planet’te kısıtladığı özellikler, tahammül sınırlarını
aşıyor.
Ambalaj üzerinde yazan sistem gereksinimleri oyunun bir XBOX 360 konsolunda dahi oynanabileceğini iddia ediyor. Bir PC oyuncusu bir oyunu asla video oyun konsolunda oynamak için satın almaz, özellikle de bu oyun bir shooter oyunu ise. XBOX konsolunda oynama tavsiyesini bu yüzden bir kenara bırakıyoruz. O kadar da kötü değilmiş. Gerçekten canınızı sıkacak olan ise, komutlar mouse ve klavye için ayarlansa bile, oyunun örneğin yeni bir VS (Vital Suit- mekaniği) tuşuna geçmek istediğinizde ekranda hala, XBOX 360 konsolu üzerinden nasıl kumanda edilebileceğinizi anlatan bir pause menüsü göstermesi. PC komutları tümüyle devre dışı kalıyor. Ayrıca ana menü üzerinden mouse hassaslığını ayarlamak imkansız. Birileri bu konsol dönüşümünü tamamen çorbaya çevirmiş.
Ambalaj üzerinde yazan sistem gereksinimleri oyunun bir XBOX 360 konsolunda dahi oynanabileceğini iddia ediyor. Bir PC oyuncusu bir oyunu asla video oyun konsolunda oynamak için satın almaz, özellikle de bu oyun bir shooter oyunu ise. XBOX konsolunda oynama tavsiyesini bu yüzden bir kenara bırakıyoruz. O kadar da kötü değilmiş. Gerçekten canınızı sıkacak olan ise, komutlar mouse ve klavye için ayarlansa bile, oyunun örneğin yeni bir VS (Vital Suit- mekaniği) tuşuna geçmek istediğinizde ekranda hala, XBOX 360 konsolu üzerinden nasıl kumanda edilebileceğinizi anlatan bir pause menüsü göstermesi. PC komutları tümüyle devre dışı kalıyor. Ayrıca ana menü üzerinden mouse hassaslığını ayarlamak imkansız. Birileri bu konsol dönüşümünü tamamen çorbaya çevirmiş.
Oyunu oynarken
Lost
Planet basit, düz bir üçüncü kişi shooter oyunu. Yapay zeka rakibiniz
en az XBOX 360 sürümünde olduğu kadar beyinsiz, ancak PC sürümünde,
mouse ve klavye kontrolleri sayesinde biraz daha uzun dayanıyor. PC’ye
bağlanan tüm oyunlarda normalde olduğu gibi, oyun kaydetme yok, ama
otomatik kaydetme noktaları oldukça elverişli bir şekilde
yerleştirilmiş.
VS tuşunu kullanmak eğlenceli, ayrıca dönüşüm de iyi, çünkü silahların bir çoğunda mekaniğin hangi tarafını kullanacağınızı belirleyebiliyorsunuz. Lost Planet’teki silahlar çoğunlukla gayet iyi. Wayne makineli tüfekten tutun roketatara kadar tüm silahları kullanabiliyor, ancak üzerinde sadece iki silah taşımasına izin veriliyor. Wayne yüksek bir duvarla karşılaştığında, duvarı aşmak için elinin altında hep bir tırmanma kancası bulunuyor.
İlk yardım çantası veya benzeri bulunmuyor. Alt ettiği rakiplerinden aldığı termal enerjiyi vücuduna yükleyebiliyor. Eğer Wayne’in sağlık durumu sıfırın altına düşerse, bunu toplamış olduğu termal enerji ile yeniden yükseltebiliyor. Bu enerji, sadece vücudunu yüksek sağlık seviyesinde tutmakla kalmıyor, aynı zamanda soğuk nedeniyle düşük vücut ısısı sonucunda ölmesini engelliyor. Aynı zamanda vücudunu da sıcak tutuyor. Eğer enerji göstergesi sıfıra düşerse, yaşam puanlarınız da düşecek ve Wayne donarak ölecektir. Yine de bu hiç gerçekleşmemektedir, çünkü farklı oyun seviyelerinde Wayne’e termal enerjilerini vermeye hazır sayısız rakip bulunmaktadır.
VS tuşunu kullanmak eğlenceli, ayrıca dönüşüm de iyi, çünkü silahların bir çoğunda mekaniğin hangi tarafını kullanacağınızı belirleyebiliyorsunuz. Lost Planet’teki silahlar çoğunlukla gayet iyi. Wayne makineli tüfekten tutun roketatara kadar tüm silahları kullanabiliyor, ancak üzerinde sadece iki silah taşımasına izin veriliyor. Wayne yüksek bir duvarla karşılaştığında, duvarı aşmak için elinin altında hep bir tırmanma kancası bulunuyor.
İlk yardım çantası veya benzeri bulunmuyor. Alt ettiği rakiplerinden aldığı termal enerjiyi vücuduna yükleyebiliyor. Eğer Wayne’in sağlık durumu sıfırın altına düşerse, bunu toplamış olduğu termal enerji ile yeniden yükseltebiliyor. Bu enerji, sadece vücudunu yüksek sağlık seviyesinde tutmakla kalmıyor, aynı zamanda soğuk nedeniyle düşük vücut ısısı sonucunda ölmesini engelliyor. Aynı zamanda vücudunu da sıcak tutuyor. Eğer enerji göstergesi sıfıra düşerse, yaşam puanlarınız da düşecek ve Wayne donarak ölecektir. Yine de bu hiç gerçekleşmemektedir, çünkü farklı oyun seviyelerinde Wayne’e termal enerjilerini vermeye hazır sayısız rakip bulunmaktadır.
Çok Oyuncu Modu
Capcom,
çok oyunculu modunu da yüzüne gözüne bulaştırmayı başarmış. Oyun
browseri neredeyse bire bir XBOX 360’a göre uyarlanmış olduğundan doğru
oyunu bulmak çok zor. Bunun yanı sıra, sunucuların pingi çoğunlukla
oldukça kötü ve genelde sadece birkaç çevrimiçi oyuncu bulmak mümkün.
Çoklu oyuncu modunda hoşumuza giden nokta, rol oyunlarına benzeyen şekilde oynanan oyunlar sonrasında alınan puanlar ile seviye atlamanın mümkün olması. Bu sayede, sunucu üzerindeki bir rakibinizin ne kadar oyun oynamış ve kazanmış veya kaybetmiş olduğu görülebiliyor.
Çoklu oyuncu modunda hoşumuza giden nokta, rol oyunlarına benzeyen şekilde oynanan oyunlar sonrasında alınan puanlar ile seviye atlamanın mümkün olması. Bu sayede, sunucu üzerindeki bir rakibinizin ne kadar oyun oynamış ve kazanmış veya kaybetmiş olduğu görülebiliyor.
Grafikler ve Sesler
Evet,
grafikler (DirectX 10 tasarımı) gerçekten de bomba gibi görünüyorlar;
patlama görüntüleri başka hiçbir bilgisayar oyununda olmadığı denli
etkileyici. Işık efektleri de mükemmel ve çarpıcı kar görüntüleri elde
etmekte çok başarılı olmuşlar. Ancak yine de Capcom ucuz heyecanlar ile
coşma eğiliminde. Oyunun ilk birkaç saatlik bölümünde, her şey gayet
büyüleyici görünüyor, ancak bir süre sonra sinir bozmaya başlıyor.
Sayısız patlama ve büyü k miktarda (güzel görünen) duman, savaş
alanındaki olayların görünmesini engelliyor, hatta bazı noktalarda
zarar verici olabiliyor. Sırf bu nedenle, rakibinin VS’sine bir el
bombası veya bir roket daha atmadan önce insan bir kez daha düşünmeden
edemiyor.
Diğer yandan fon müziği gerçekten de övgüyü hak ediyor. Mükemmel orkestra ses kalitesi gerçekten de buz gibi, ürkütücü güzellikte bir atmosfer yaratıyor; aksiyon sahnelerin ise neredeyse Hans Zimmer havasında. Silah sesleri de çok iyi seçilmiş, birisi inleyerek karın içinden doğrulurken, mekanizmadan gelen her bir vida gıcırtısını bile duymak mümkün.
Diğer yandan fon müziği gerçekten de övgüyü hak ediyor. Mükemmel orkestra ses kalitesi gerçekten de buz gibi, ürkütücü güzellikte bir atmosfer yaratıyor; aksiyon sahnelerin ise neredeyse Hans Zimmer havasında. Silah sesleri de çok iyi seçilmiş, birisi inleyerek karın içinden doğrulurken, mekanizmadan gelen her bir vida gıcırtısını bile duymak mümkün.
MS
|
|
|
|---|
| Sonuç! |
|---|
| Lost Planet, bu ikisi tümüyle farklı oyunlar olsa dahi, Doom 3 ile aynı kategoride. Her iki oyun da (kendi dönemlerine göre) kendilerini destekleyen güzel birer grafik motoruna sahip olup, oyun alanına gelince çok bir şey sunmuyorlar. Lost Planet, sadece 6 saatlik daha kısa bir oyun süresine sahip. Pek de inandırıcı olmayan hikayesi ise fazla bir şey sunmuyor açıkçası. |
| Infobox | ||||||
|---|---|---|---|---|---|---|
|
The Lord of the Rings Online
9/3/2008 · Kategori: Reviews A-Z
The Lord of the Rings Online
Kitapların
başarısı, Peter Jackson’un sinema filmi ve daha önce yayınlanan “Lord
of the Rings” oyunları, Turbine Software / Codemasters şimdi bizlere
yeni bir MMORPG sunuyor. “Lord of the Rings Online – Shadow of Angmar”.
Oyun sizlere, Eriador’u istila eden düşman kavimlerini geri püskürtme
olanağı veriyor.
Kum Saatinin ‘Efendisi’
LOTR
Online’nin zahmetli kurulumu (tüm MMORPG’lerde olduğu gibi) sırasında,
Orta Dünya’nın kuzeybatısını keşfe çıkmak için sabırsızlıkla
bekleniyor. Sadece , kuzey battı mı? Evet sadece kuzey batı.
Başlangıçta oyun bize sadece Orta Dünyanın Eriador bölgesini sunuyor.
Diğer bölgeler ise daha sonra geliyorlar. Yani daha sonra çıkacak
eklentileri beklememiz gerekecek. Codemasters, Evendim topraklarını
keşfe çıkmamızı sağlayacak ücretsiz eklenti haberini müjdelediler bile.
Ayrıca 60’ın üzerinde yeni macera da açıklandı.
Yüzüklerin Dünyası?
Bir
noktayı başından açıklığa kavuşturmak gerek: “The Lord of the Rings
Online” oyununda çoğu şey, bir önceki World of Warcraft oyunundaki gibi
devam ediyor. Neden olmasın? Eğer düzgün çalışıyorsa, kurcalamaya ne
gerek var. Bu nedenle WoW müdavimleri “The Lord of the Rings Online”
oyununa geçerken hiç zorlanmayacaklar. Ancak the Lord of the Rings
tabii aslında yüzükleri efendisi hırsızların değil. Her ne kadar, her
seferinde mükemmel olarak uygulanamamış olsalar da - programın
yeniliklere olan yaklaşımı doğru.
Orta Dünya’da!
Yamanın
otomatik kurulumu ve (bu oyunu %945 oranı üzerinde güncelliyor) sonra
da yeni hesap açıldıktan sonra, oyunu bizi güzel bir menü ile
karşılıyor. Burada, diğer MMORPG oyunlarında olduğu gibi oyun
karakterimizi oluşturuyoruz. Oyun karakteri için 4 ırk arasında seçim
yapabiliyorsunuz. Cinler, cüceler, hobbitler ve insanlar. Irkını
seçtikten sonra sıra, alıştığımızdan farklı isimlerle gelen, tipik 7
MMORPG sınıfı seçimine geliyor. Eskiden savaşçı olan sınıfa silahtar
ismi verilmiş. Biz oyunu denerken, erkek bir silahtar seçtik.
Kitaba uygun bir başlangıç
“The
Lord of the Rings Online” bize önce güvenli bir başlangıç alanında
yavaş yavaş oyun kontrollerini tanıtıyor. Ve bu World of Warcraft’tan
daha da ilginç bir şekilde gerçekleştiriliyor. Oyuna kısıtlamasız bir
şekilde başlayabilmeniz için, LOTRO size - böyle adlandırmak gerekirse
- ‘giriş maceraları’ sunuyor. Dünyada kendi başınıza keşfe çıkabilmeniz
için, bazı görevleri (seçtiğiniz ırka bağlı olarak) tamamlamış olmanız
gerekiyor. Ancak bu, beklenebilecek tanımlanmış bir kısıtlama değil,
çünkü başlangıç görevi sadece kontrollere yönelik bir görev değil, aynı
zamanda asıl LOTRO savaşı için de bir başlangıç.
Bize oynarken, köyümüzü yani Archet’i Blackwold eşkiyalarından savunma görevi verildi. Bu giriş görevi tamamlamak için, Éogan’da (sadece oyuncu ve grubu için sunucu üzerinde açılan bir alan) Blackwold eşkiyalarının elebaşını öldürmeniz gerekti. 5. seviye kahramanımız için bu pek zor olmadı.
LOTRO hikayesinin ana hatları kitaba sadık kalarak hazırlanmış. Oyunu satın aldığınızda, seçtiğiniz kahraman ile üç kitaptan birincisinin ilk yarısını tamamlıyorsunuz. Ama bir de kötü bir haberimiz var: Sauron aşiretine katılamıyorsunuz, oyunu ancak iyilerin tarafında oynayabiliyorsunuz. Gelecekte oyunu “kötü” ırkların tarafında oynama olanağının tanınıp tanınmayacağı da %100 belli değil. Ancak yine de kötü tarafta oynama şansınız var, LOTRO size Monsterplay olanağını sunuyor.
Bize oynarken, köyümüzü yani Archet’i Blackwold eşkiyalarından savunma görevi verildi. Bu giriş görevi tamamlamak için, Éogan’da (sadece oyuncu ve grubu için sunucu üzerinde açılan bir alan) Blackwold eşkiyalarının elebaşını öldürmeniz gerekti. 5. seviye kahramanımız için bu pek zor olmadı.
LOTRO hikayesinin ana hatları kitaba sadık kalarak hazırlanmış. Oyunu satın aldığınızda, seçtiğiniz kahraman ile üç kitaptan birincisinin ilk yarısını tamamlıyorsunuz. Ama bir de kötü bir haberimiz var: Sauron aşiretine katılamıyorsunuz, oyunu ancak iyilerin tarafında oynayabiliyorsunuz. Gelecekte oyunu “kötü” ırkların tarafında oynama olanağının tanınıp tanınmayacağı da %100 belli değil. Ancak yine de kötü tarafta oynama şansınız var, LOTRO size Monsterplay olanağını sunuyor.
PvP yerine Monsterplay
Monsterplay,
savaş görevi kısmındaki boşluğu dolduruyor – Sauron’un saflarına
katılmak mümkün. Daha önce de belirttiğimiz gibi, ana hikaye kısmında
kötü tarafta oynamak imkansız. Monsterplay, Lord of the Rings’in PvP
tarafı. World of Warcraft’a benzer şekilde, arenalarda diğer oyunculara
karşı dövüşüyorsunuz. Monsterplay arenasında, kahramanınız yerine
Sauron’un tarafını seçerseniz, karakteriniz kaç yaşında olursa olsun,
bir anda 50 ‘kötü adam’ gücünde bir yüzüğe sahip oluyorsunuz. Tabii bu,
kötü adamlarla oynanacak maceraları tümüyle dışlamıyor. Monster
karakterini şekillendirmek için, her bir monster için farklı maceralar
bulunuyor. Önemli not: Monsterplay’a katılabilmek için, karakterinizin
10. seviyeye ulaşmış olmanız gerekiyor. Eğer Monsterplay’da kendi
karakteriniz ile oynamak istiyorsanız, 40. seviye ön şart. Bu mantıklı,
çünkü aksi halde 50. seviyedeki kötülere karşı koymanız mümkün değil.
Görevler
Lord
of the Rings en çok puanı burada veriyor, hatta World of Warcraft’ın da
ötesinde. Ana maceralar, her bir ırk için paralel hazırlanmışlar ve bir
yandan harika “The Lord of the Rings” hikayesini anlatıyorlar. Tabii “6
Blackwold eşkıyasını öldür ve geri dön” gibi sıradan maceralar da var
ancak bu bir önceki WoW’da olduğu kadar abartılmamış. “Lord of the
Rings Online”’nin seviye atlamak için en yüksek XP’yi sağladığını
hatırlatmaya gerek bile yok sanırız. Hızla ilerlemek istiyorsanız
sürekli saçma sapan dövüşlere girmenin pek bir anlamı yok. Mümkün
olduğunca çok macera tamamlayarak 50. seviyeye ulaşabilmek için
seviyeye aşmaya yönelik hareket edilmesi önerilir. Gözümüze çarpan
mükemmel bir özellik de, macera günlüğü, bu aynı anda 40 macerayı kabul
etmenizi olanaklı kılıyor. Macera fanatikleri açısından bu, World of
Warcraft’taki 25 macera ile karşılaştırıldığında oldukça tatmin edici.
Peki ye oyun karakteri geçinmek için ne yapmalı?
Tüm
iyi bir online rol oyunlarında olduğu gibi, karakterlere iş imkanı
sağlanmalı! “The Lord of the Rings” da buna dahil. Size sunulan 10
işten birini seçebilir, fiilen üç iş yapabilirsiniz, ancak profesyonel
iş alanlarının yapılandırılmış olduğu World of Warcraft’taki kadar
özgür değilsiniz.
Grafikler ve Sesler
“The
Lord of the Rings Online” oyununu World of Warcraft’a karşı öne çıkarak
ana etkenlerden biri de, WoW’un usandırıcı komedi oyunu görüntüsüne
kıyasla çok daha etkileyici bir izlenim yaratan fantastik grafikleri.
“The Lord of the Rings”in sahneleri akıllıca kurgulanmış ve bu oyun
belki de şu anda en iyi görüntüye sahip online rol oyunu. Müzik
kuvvetli ancak asla abartılı değil ve grafiklerin yarattığı etki ile
birlikte gerçekten Orta Dünya’da olduğunuz hissine kapılabilirsiniz.
MS
|
|
|
|---|
| Sonuç: |
|---|
| The Lord of the Rings Online iyi bir MMORPG oyunu, ancak World of Warcraft’ın düzeyine pek de ulaşamıyor. Ancak, WoW’nin de bu hale gelmeden önce bir çok yama ve başlı başına eklentiler ile iyileştirilmiş ve genişletilmiş olduğunu da dikkate almak gerek. Oyunu değiştirmek için son kararı yine de oyuncunun kendisi verecek tabii. The Lord of the Rings’ın avantajlı yanları, mükemmel grafikleri ve çok daha ilginç olan maceraları. |
| Infobox | ||||||
|---|---|---|---|---|---|---|
|
Lost Odyssey
9/3/2008 · Kategori: Reviews A-Z
Lost Odyssey
Zor zamanlar başladı. Her “Çoğu sadece Playstation’da bulunan Japon RPG
oyunlarını oynamayı seviyorum” diyen oyuncular için zor zamanlar. Peki,
bunu bir noktaya kadar anlayabiliyorum. Lost Odyssey, Microsoft
etiketiyle yalnızca XBOX360’ta çıktı. Bütün Final Fantasy hayranlarına
sıkı bir darbe. Ancak öte yandan, bu oyuncular artık hiç Final Fantasy
oynamamış biri için bu oyunun Japon dönüşümlü rol oynama oyununa
mükemmel bir giriş olduğunu görebiliyor (şimdi gerçekten yüzlerce
tatsız e-postayı davet ediyorum). Bunlardan XBOX360’ta çok az sayıda
var.
Özetle:
İşime bu kadar bağlı olmasaydım, hala evde oyun oynuyor olurdum.
Kesinlikle çok yorucu – başka hiçbir şey yapamıyorsunuz. Bu arada da
insan vücudundaki % 60 su içeriği aynı oranda kahveye dönüşmüş oluyor.
Ama bu sadece varsayımsal bir durum, neyse ki gerçekleşmedi, ya da
gerçekleşseydi sosyal yeteneksizliğimi gizlemek için sesimi
çıkarmazdım. Yine de OLABİLİRDİ. Çünkü geçen her dakikayla birlikte
notlarım beni Lost Odyssey’e çekerken, içimde sınırsız bir şekilde her
şeyi bırakıp kendimi yeniden oyuna verme güdüsü uyanıyor. Ama bunu
yapamam. Final Fantasy serilerini ve taraftarlarını bilen ve seven
arkadaşıma Lost Odyssey’i yalnızca onun yanında oynayacağıma dair söz
verdim. Çok yazık.
Eğlenceli
bir oyun için temel bir formül olsaydı, Lost Odyssey’de kullanılırdı.
Öyle bir şey olmadığı için, sizi Lost Odyssey’e neyin çektiğine dair
bir tez ortaya atma cesaretini gösteriyorum. Yapacak başka hiçbir
şeyiniz yoksa. Bir editörün oyun oynamaktan başka hiçbir şey yapmadığı
ve bütün boş zamanlarını ekranın önünde geçirdiği ve bu nedenle bunu
zorunlu olarak inkar etmesi gerektiği hissine kapılsanız bile. Başka
boş zaman faaliyetlerimiz de var tabi. Ne yazık ki, Lost Odyssey bunu
göstermek için gelmiş geçmiş en kötü örnek, çünkü bütün diğer hafta
sonu işlerim tamamen geri planda kaldı. Bu, oyunu ne kadar süredir
oynadığınızı tam gösteren skordan daha iyi anlaşılıyor. Sonu gelmeyen
bir oyunun pençelerinde idiyseniz evet bu çok iyi olurdu. Ama
kaydedilen skor 25’i gösterdiğinde ve 25 saattir durmadan ve uyumadan
oynadığınızı fark ettiğinizde üzücü.
Yani
ne demek istiyorum? Acemilik günlerimde (Acemilik statümden, en azından
kısmen çıktığımı kastetmiyorum) bir keresinde kendime dönüşümlü bir RPG
ile eğlenmenin nasıl mümkün olabileceğini sormuştum. Lost Odyssey tam
da bunun nasıl olacağını gösteriyor. Yalnızca (kanıtlanmış!) dövüşme
sistemiyle değil. Her şeyin bileşimi. Dövüş çeşitleri, keşif, seviyeler
ve öykü. Lost Odyssey’de “sıkılmak” diye bir kavram yok. Oyun size
istediğinizi yapma özgürlüğü veriyor. Elbette, dilerseniz takip
edebileceğiniz doğrusal bir öykü var. Ana karakteriniz Kaim’i çarpıcı
kent manzaralarında uzun yürüyüşlere çıkarabilir, bütün sakinleriyle
çene çalabilir ve komik yan maceraları çözebilirsiniz. Bir de köpeği
kaçan zavallı kız var. Tabi yalnızca sefil köpeği arayacak vaktiniz
yok, ama şans eseri şehirde karşınıza çıkarsa, köpeği kıza iade etmek
hoş bir davranış olur. Bunu yapmanın küçük bir de ödülü var. Ya da üç
neşeli sokak çocuğu size hayatınızın şansı olan çetelerine katılma
şansını verdiğinde. Ama önce onlara bir oyuncak bebek, balon ve bir
maket gemi bulmalısınız.
Muhteşem
bir şekilde detaylandırılmış şehirlerde ya da ormanda yorulmaksızın
dolaşırken, Final Fantasy’nin önceki üreticisinin programı, sistem
biraz eski moda görünse de dönüşümlü dövüşlerin eğlenceli olabileceğini
gösteriyor. Her Mob için taktik bir önkoşul. İlk adım olarak, son
derece açık olan menüden birlikleriniz için bir tertip belirlemeniz
gerekiyor. Savaşçılarınızı ön sıraya koymanız ve büyücülerinizle
doktorlarınızı arka sıralarda tutmanız tavsiye edilir. Ön sıra
hareketsiz durursa arka sıradaki Char’lar çok daha az hasar alıyor.
Kaim’i iyileştirmeli miyim, yoksa onu bir sonraki saldırı için
hazırlamak daha mı iyi olur? Mob’lar ona saldıracak mı? Cana yakın
Japon RPG’leri birden bire rahat bir şekilde yerli geliyor. Element
Element’e karşı. Su Mob’larına en iyi Ateş darbeleriyle saldırılıyor
falan filan. Yine de olaya biraz yenilik katmak için, Mistwalker’daki
adamlar bir “Yüzük Sistemi” eklemiş. Tüccarlarla olan maceralarınızda,
vazolarda ya da başka saklama yerlerinde yüzükler buluyorsunuz. Ya da,
menüdeki Mob-Drops seçeneğini kullanarak kendi yüzüğünüzü de
üretebilirsiniz. Bu yüzükler size ve takan herhangi bir karaktere ilave
hasar bonusları veriyor. Bunları kullanmak için, bir saldırıyı işaret
etmek üzere Mob’un etrafında bir halka kullanıyorsunuz. Sonra RT
düğmesiyle ilkinin üzeirne ikinci bir halka yerleştirebilirsiniz.
Halkalar kesişir kesişmez, hemen RT düğmesini bırakmalısınız. Düğmeyi
çok erken ya da çok geç bırakırsanız, etkili olmuyor ya da yarım etkili
oluyor. Ama halkayı diğerinin üzerine “mükemmel bir şekilde”
bırakırsanız, epey bir ekstra hasarın keyfini çıkarıyorsunuz.
Dövüşlerden
ne alıyorsunuz? Deneyim puanları ve yetenekler – doğru! Lost Odyssey’de
iki tür karakteriniz var. Yenilmez ve normal. Ana karakter Kaim bir
Yenilmez. Seviyeleri atladıkça yetenek kazanmıyor. Ama bir yetenek
sistemi kullanırsanız, “normal” grup üyelerini izleyip öğrenerek
yetenekler edinebiliyor. Bu, bireysel karakterinizi tamamen istediğiniz
gibi yapılandırmanıza olanak veriyor. Ama merak etmeyin – Kaim ve
Ölümsüz arkadaşları yalnızca izlemekle kalmıyor. Yetenek sistemini
kullanırken kolye, gözlük veya benzeri aksesuarlar da sağlanıyor.
Düşmanınızın sahip olduğu yaşam puanlarını söyleyen bir nesne
taşırsanız, ölümsüz karakteriniz birkaç dövüşten sonra sistemin nasıl
çalıştığını öğreniyor ve daha fazla yatırım yapmasına gerek kalmadan
nesnenin kapasitesini kullanabiliyor.
Bu
çarpıcı şehirleri ve muhteşem dövüşleri gidip tecrübe etmeniz için bir
nedene ihtiyacınız olduğundan, Mistwalker ekibi “Lost Odyssey” paketine
muhteşem, duygusal bir hikaye yerleştirmiş. Biraz suratsız ana
karakteriniz Kaim bir paralı asker. Hem de işinde oldukça iyi. Avantajı
mı? Ölümsüz. Bir yaşında ve hafıza kaybı yaşıyor. Dünyanın her yerini
gezip 1000 yıl boyunca savaşmak ve eninde sonunda bunu niye yaptığını
unutmak biraz sinir bozucu olmalı. Ama bu Kaim hakkında çok şey
söylüyor. Ketum ve depresif Kaim, sadece müşterilerine değil
arkadaşlarına da biraz kibirli davranıyor. Bir de pek sağlam olmayan
ama yine de eğlenceli Jannson ve peşinden ayrılmayan Seth var. Oyun
ilerledikçe, daha pek çoğu ortaya çıkıyor. Ama burada size hepsini
anlatmayacağım.
Marc
Rein’in Unreal Engine 3’ü kullanmaktan memnun olduğu açık. İşi için iyi
sonuçlar ortaya koymuş ve Lost Odyssey’in eski moda oyununa biraz Yeni
Nesil havası katıyor. Ancak, Lost Odyssey’in sınırsız dünyası zavallı
XBOX360’a çok fazla geliyor. Kare dropları ve korkunç kekelemeler son
derece yaygın. Ama müzik hayranları Nubuo Uematsu’nun haşmetli, epik
sesine bayılacak. Bir kez daha bir başyapıt.
MS
| Sonuç |
|---|
| Bu rapor biraz öznel gelebilir. Ama oyunu övgüye boğma isteğime engel olamadım. Muhtemelen tek eleştiri, kare düşüklükleri. Onun dışında Lost Odyssey hakkında şikayet edebileceğim kesinlikle hiçbir şey yok. Seksen saat olduğu belirtilen oyun süresi ve 4 sıkışık DVD’si ile, bu oyunu her rol oynama hayranı oynamak zorunda. Evet, öyle! ZORUNDA! |
| Infobox | ||||||
|---|---|---|---|---|---|---|
|
Link's Crossbow Training inkl. Zapper
9/3/2008 · Kategori: Reviews A-Z
Link's Crossbow Training inkl. Zapper
Link’in
Twilight Princess’in dünyasındaki ikinci görevi beklenilenden biraz
daha farklıdır. Yeşil kıyafetler içerisindeki kahramanımız, Hyrule’nin
topraklarını yok olmaktan kurtarmayı amaçlayan sıradan bir maceraya
girişmek yerine, ilk defa yayını kuşanır ve yüksek puanlı avlarına
başlar. Oyun, Wimote ve nunchuck için bir zapper aparatı ile beraber
satılmaktadır.
Wii
kumandası ilk piyasaya çıktığında, hepimiz bunun light gun oyunlar için
olduğunu sanmadık mı? Bunu rahatlıkla iddia edebilirdiniz. Elbette
Capcom firması da “Resident Evil: the Umbrella Chronicles" ile de
geçmişse böyle oyunları piyasa sürmüştür. Fakat Wii kumanda, kesinlikle
gerçek bir plastik tabancanın yerini alamaz ve zapper’in beyaz konsolla
geri dönüşü hiçbirimizi şaşırtmayacaktır. Yeni zapper, Wii konsolu ve
nunchuck kumanda için sadede bir plastik aparat olduğu için belki “geri
dönüş” kelimesini burada kullanmak yanlış olabilir. Karşılaştırmak
gerekirse: Nintendo Entertainment System firmasının ilk zapperi, Duck
Hunt (Ördek Avı) ile beraber verilen gerçek bir light gun’dı. Biraz
abartacak olursak, Japonlar artık kahramanları Zelda’yı bir yay ile
kuşatmış, onu tekrar Twilight Princess’in dünyasına göndermiş ve oyuna
Link’s Crossbow Training adını vermişlerdir. Müşteriler belki aslında
ne aldıklarını merak ediyor olabilirler: zapper ve – küçük bir bonus
olarak- Link ile birlikte hedef vurma ya da tam tersi?
Bu
yüzden şimdilik zapper ile devam edeceğiz. Diğer bütün Nintendo
ürünleri gibi zapper de oldukça güzel bir şekilde üretilmiş. Bununla
ilgili tek olumsuz düşüncem nunchuck kablosunu bağlamak için kullanılan
kapağın düzgün kullanılmaması durumunda kolayca bozulabilmesidir.
Zapperin tasarımı ise kullanıcı dostu: Zapper’in bir kablo borusunun
içinde kaybolduğu arka kısmına nunchuck kablosunu takmanız yeterli. Wii
kumanda ise ön kısmına takılır ve daha sonra ileri doğru çıkmış
nunchuck konektörüne bağlanır – yapılacakların hepsi bu ve artık oyun
için hazırsınız. Teorik olarak, bütün Wii oyunları, zapper parçası
kullanılarak oynanabilir, ancak pratikte, özel olarak hazırlanmış
oyunlar için bu parçayı kullanmanız gerekmektedir. Örneğin Wii kumanda
üzerindeki butonlara erişmek oldukça zordur ve bu Metroid Prime 3:
Corruption oyununu neredeyse oynanmaz hale getirebilir.
Link´s
Crossbow Training oyunu aslında küçük bir oyun koleksiyonu ve bu yüzden
dünyadaki en eksiksiz oyun değil. Atış galerisi modu dışında ana menüde
bir atış galerisi eğitimi ve çoklu oyuncu modu bulunmaktadır. Ancak bu
modlar eş zamanlı çalışmıyor; yani her bir denemeden sonra beraber
oynadığınız kişiye zapperi geri vermeniz gerekiyor. Av modu, her biri
üç seviyeden oluşan sekiz görev sunmaktadır. Ayrıca üç farklı oyun modu
daha var. Bunlardan birincisinde Link kendi gözetleme yerinden hareket
eden hedeflere ateş etmektedir. Kırmızı diskler en kolay avken diğer
renklerdeki hedefler daha fazla puan kazandırır. Eğer 100 puan
kaybetmek istemiyorsanız X işaretli herhangi bir cismi vurmamanız
gerekiyor. Bir taraftan gördüğünüz her hedefe heyecanla ateş etmeye
odaklanırken diğer taraftan da etraftaki kafatası, korkuluk ve su kabı
gibi vurduğunuzda size ekstra puan kazandıracak nesnelere de dikkat
etmeniz gerekiyor. Bazen de çeşitli nesnelerden altın paralar çıkar ve
bunlar da size fazladan puan kazandırır. Yakınlaştırma fonksiyonu
kullanılarak uzaktaki hedefler daha da yakınlaştırılabilir. İkinci oyun
modu ise daha fazla aldatıcıdır bu yüzden monoton atış galerisine
nazaran belki de daha eğlenceli olabilir. Bu oyun modunda, vurmaya
çalıştığınız hedefler Twilight Princess’in dünyasındandır. Link’i bir
noktada sabitleyebilir ve dalgalar halinde ona yaklaşan düşmanlarını
geri püskürtmesini sağlayabilirsiniz ya da onun örneğin nehir gibi
önceden belirlenmiş bir rotaya göre hareket etmesini sağlayabilirsiniz.
Görüş alanı çoğu zaman 360 derece dönebildiği için küçük bir radar
ekranı düşmanlarınızın yerini bulabilmenize yardımcı olur. Bu fonksiyon
aynı zamanda kritik bir görevdir çünkü düşmanla doğrudan temas size 100
puan kaybettirir. Üçüncü oyun modu ise bir çeşit third person shooter;
Link’in omuzlarından olup bitenleri izlerken munchuck analog çubuğu
kullanarak buz tapınak gibi Twilight Princess’in tanıdık öğeleriyle
Link’i yönlendirebilirsiniz. Hedefiniz belirli sayıdaki düşmanı yok
etmek. Ancak bu kağıt üzerinde çok heyecanlı gözükse de aslında bir
şekilde sınırlandırılmıştır. Örneğin Link’in bütün yapabildiği
koşmaktır, hareketlerine neredeyse çok az müdahale edebilirsiniz ve
sadece yana doğru adım atabilir. Eğer Link’i sağa yada sola döndürmek
isterseniz zapper’i ilgili yöne doğru çevirmeniz gerekiyor ve bu sırada
bütün düşmanları görüş alanınız içerisinde göremediğiniz için bu dönüş,
zaman ve kontrol kaybına neden olur. Ancak yine de küçük radar ekranı
düşmanlarınızın yerini göstermeye devam edecektir.
Oyunun
başındaki hedef pratiği oldukça basit ama her bölümde zorluk seviyesi
artıyor ve beşinci bölüme geldiğinizde bir bronz madalya için gerekli
olan 20.000 puanı kazanmak çok daha zor - özellikle de gerçekten de
nişan almadan gelişigüzel ateş ettiğinizde. Bu yüzden atışlarınızı daha
iyi kontrol etmek ve her seferinde bir atış yapmak için fazla alıştırma
yapmanız gerekiyor. Motive edici kombo sistemini sadece hedeflerinizi
ıskalıyorsanız kullanabilirsiniz. Link ıskalamadan ne kadar fazla
hedefi vurursa puanlar da o kadar katlanarak artar. Bronz madalya
kazandıktan sonra -20.000 puan- sonraki bölüme devam etme hakkı
kazanıyorsunuz. Ancak gerçek profesyoneller, sadece oyunun ustalarının
erişebildiği 80.000 puanı alarak platin madalyayı kazanmaya çalışır.
Link´s Crossbow Training oyunu, yüksek puanlar kazanan kişiler için
gerçek bir eğlencedir ancak maalesef çoklu oyuncu modu aynı anda sadece
bir oyuncu tarafından kullanılabilir. Diğer yandan, bu oyun için ideal
olan game cube seviyesi sayesinde Twilight Princess’in grafikleri
kusursuz. Zapper’in Wii kumandasının bir parçası olması, zapper’e
uzaktan kumandanın takılı olmamasına nazaran hedeflerin biraz daha zor
vurulmasına neden oluyor. Örneğin ben Zapper’i kullanmak zorunda
olmasaydım iki saniye daha hızlı nişan alabilirdim. Ayrıca kolu çok
sıkı tuttuğum için sağ elim bir süre sonra ağrımaya başladı– belki
birçok insan bu sorunu yaşamayabilir. Ancak her ne kadar üzerindeki
plastik ek ile kolu hareket ettirmek çok kolay olsa da zapper olmadan
nişan almak çok daha kolay olurdu.
Bu
yüzden başta sorduğum soruya cevap vermek oldukça zor. Tecrübeli
oyuncular belki de zapper’in kendileri için bir yük olduğunu
düşünebilirler, diğer yandan yeni başlayanlar ve oyunu ara sıra
oynayanlar kumandanın vermiş olduğu rahatlığı sevebilirler. Her oyuncu
bu ek parçanın gerçekten de gerekli olup olmadığına kendisi karar
verecektir. Bu ek parça, ABD’de 24 dolara (yaklaşık 17 Euro) satılıyor
ama okyanusun bu tarafında fiyat neredeyse ikiye katlanıyor. Ayrıca
zapper ile uyumlu oyunların listesine bakıldığında eksiklik hemen
hissediliyor. Örneğin Resident Evil: The Umbrella Chronicles oyunu
Almanya’da henüz piyasaya çıkmadı ya da Medal of Honor Heroes 2 oyunun
piyasaya çıkması için daha zaman var. Avrupa’da şu anda sadece Sega
firmasının Ghost Squad oyunu satılıyor. Wii direksiyonu gibi zapper,
oyun oynarken farklı bir duygu yaşatıyor, hepsi bu.
JS
| Sonuç |
|---|
| Her ne kadar yukarıda bazı eleştiriler olsa da zapper iyi tasarlanmıştır ve harika kavranılıyor. Ancak bu güzel his için zor kazandığınız 30 Euro’yu verip vermeyeceğinize siz karar vermelisiniz. Eğer Link´s Crossbow Training oyununu oynamak istiyorsanız zapper’i satın almanız şart: bunun başka yolu yok. Mükemmel kombo sistemi sayesinde oyunun kendisi oldukça eğlenceli. Ben listede platin seviyesine ulaşıncaya kadar gerçekten de mutlu olmayacağım. Zapper’in bazı ufak olumsuzluklarına rağmen bana göre TV’nin önüne oturup düşmanları vurmak çok eğlenceli olduğundan, Link’s Crossbow Training oyunun oynarken kesinlikle zapper’i kullanmayı planlıyorum. |
| Infobox | ||||||
|---|---|---|---|---|---|---|
|
« Önceki :: Sonraki »